YAZMA SANATI

Aydoğan Yavaşlı
Aydoğan Yavaşlı

Birkaç hafta önceki yazımda “Körün istediği bir göz” demiştim ya, oradan hareketle söylüyorum gene: Şu salgın belası belki en çok benim işime yaradı. Ne zamandır okumam gereken kitaplar vardı ve hepsi şurada mahzun melül duruyor, bana ağlamaklı gözlerle bakıyorlardı. Şimdi artık iş değişti: Hepsi halinden memnun. Birkaçını birden okuyorum. Bir Dag Solstad’a dönüyorum bir Amin Maalouf’a, bir S. King’e dönüyorum bir S. Zweig’a… Bizden de okuyorum tabii ama -aramızda kalsın- lafı gereksiz yere uzatan, bomboş top çeviren, hiç kullanılmayacak ayrıntılarda boğan yazarların kitaplarını bir yere kadar okumuş olsam da yarıda filan bırakıyorum. Kusura bakmasınlar, onların gevezeliklerine ayıracak zamanım yok.

Stephan King YAZMA SANATI

S. King’in “Yazma Sanatı” adlı kitabına (Altın Kitaplar) şöyle bir göz atayım derken bir de baktım ki, birçok yerin altını çizmişim. S. King, yazmaya merak salanlara şöyle yazın-böyle yazın demiyor, çocukluğundan başlayarak yazarlık serüvenini arada bir dalgasını da geçerek (çünkü mizahı sever King!) anlatıyor. Lise yıllarındayken yazdıklarını kimi dergi ve gazetelere nasıl gönderdiğini, aldığı ret yanıtlarını odasının duvarına çaktığı bir çivide nasıl biriktirdiğini o kadar akıcı ve o kadar eğlendirici bir dille anlatıyor ki, uyumanız ve sabah olunca işe gitmeniz gerektiğini unutuyorsunuz. Burada birkaç örnek verirsem hoşunuza gidecektir, eminim:

“Bir yazar ne yaptığını biliyorsa onun peşine takılırım. Ama bilmiyorsa… eh. Yaşım ilerliyor ve okunacak çok fazla kitap var. Kötü yazılanlarla vakit geçirmek istemiyorum.”

“Bana yazar olmak istediğini fakat “okuyacak zaman bulamadığını” söyleyen her kişi için kenara bir sent atsaydım, şimdiye kendime şahane bir biftek ısmarlayabilirdim. (…) Okuyacak zamanınız yoksa yazacak zamanınız da yok demektir. Bu kadar basit.”

“Çok az okuyan -hatta bazı durumlarda hiç okumayan- insanların yazmaya yeltenmelerine ve yazdıklarını insanların beğenmesini beklemelerine inanmakta zorlanıyorum ama böyle insanlar var.”

Fi tarihinde Dönemeç dergisinin mutfağındayken yayımlanması için şiirlerini getiren gençlere hangi şairleri okuduğunu, içlerinden hangisini ötekilerden daha çok beğendiğini filan sorardım. Bazılarının “Etkilenmemek için hiçbirini okumuyorum” dediğini hatırlarım. Bazılarına “En çok beğendiğiniz bir şiir için bir sayfa duyumsama çalışması yapabilir misiniz? Haftaya bekliyorum” dediğimdeyse toz oluyorlardı. Yo yo, amacım o gençleri sınava tâbi tutmak değildi ama yazar/şair olmanın emek gerektirdiğini belirtmem gerekiyordu. Nitekim S. King de “Yazar olmak istiyorsanız her şeyden önce şu iki şeyi yapmalı; yani çok okuyup çok yazmalısınız. Bildiğim kadarıyla bu ikisini yapmadan başarmanın, kestirmeden gitmenin yolu yok,” demiyor mu?

Aydoğan Yavaşlı

1 Comment

Comments are closed.